Zafer Günleri

3.Dünya Savaşı: Melhame-i Kübrâ (Yanlış Armagedon)

Batı İle Büyük Hesaplaşma

GT. Rumlar, benim soyumdan ve ismi ismime uygun bir valiye gadr ettikten sonra Amak denilen yerde sizinle savaşacaklardır.

Burada Müslümanların üçte biri kadarı öldürülür,

sonra diğer bir gün yine o kadar insan öldürülür.

Üçüncü gün ise savaş Rumlar aleyhine döner...

Hatib

SU. Hatip, Müttefek ve Müfterek’inde Ebu Hureyre’den tahric etti. Dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

Rumlar, Benim soyumdan ve ismi ismime uygun bir Vali (Mehdi)’ye gadr ettikten sonra Amak (Amik) denilen yerde sizinle savaşacaklardır.

Burada Müslümanların üçte bir kadarı öldürülür,

sonra bir gün yine o kadar insan öldürülür.

3. gün (seferde) ise savaş Rumlar aleyhine döner. Müslümanlar böylece savaşa devam eder ve Konstantiniyye (Roma)’yi feth eder ve oradaki malları taksim ederler...


 

Nablusi. Ebu Hureyre(ra)’den gelen hadiste Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur:

“Rumlar, A’mâk ya da Dâbık gölgesine ininceye kadar kıyamet kopmaz.

O vakit gelince Medine’den yeryüzü halkının en hayırlılarından olan bir ordu Rumlara karşı çıkar.

Müslüman ordusu Rumlara karşı savaş şeklinde saf oldukları zaman Rumlar Müslümanlara:

“Bizimle, bizden esir olanlar arasını boşaltın da biz onlarla savaş edelim”

 

derler. Bu teklif karşısında müslümanlar:

“Hayır Vallahi biz, sizlerle o kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz”

 

derler ve Rumlarla savaşırlar.

 

Savaşta Müslümanların üçte biri yenilerek kaçar ki Allah onların tevbelerini asla kabul etmez. Müslüman ordusunun üçte biri öldürülür. Onlar, Allah katında şehitlerin en üstünleridir.

 

Müslüman ordusunun üçte biri de savaşa devam eder. Bunlar asla kendi aralarında bir fitne ve ihtilafa düşmezler. İşte bunlar İstanbul’u fethederler. Fetihten sonra kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış oldukları halde aralarında ganimetleri taksim ederlerken, Şeytan onların içinde: “Deccal sizin ailelerinizi ele geçirmiştir” diye bağırır. Bu söz yalan ve batıl olduğu halde müslüman askerler yola çıkarlar. Şam’a geldikleri zaman savaş için hazırlık yapıp saflarını ayarlarken namaza ikâmet getirilir ve Meryem oğlu İsa(as) iner.”

Müslim, Fiten (18/21,22- Nevevî Şerhi)


KA Hammâd b. Nuaym'in ibni Mes'ut (R.A.) dan nakl ettiği rivayet şöyledir:

Müslümanlarla Rumlar arasında sulh antlaşması olacak.

Sonra onlar, Müslümanların düşmanlarıyla savaşacaklar, mağlûp edip ellerinden mallarını aldıkları zaman o malları Müslümanlarla aralarında paylaşacaklar. Aradan bir müddet geçtikten sonra Müslümanlarla birlik olup Faris'i (?) ele geçirecekler, bir çok ganimetlerle birlikte insanlardan esirler alacaklar ve Müslümanlara:

«Biz size verdiğimiz gibi şimdi siz de bize ganimetlerden bir şeyler verin!»

diyecekler; Müslümanlar ellerindekileri onlarla paylaşacaklar. Sonra Rumlar, 

«kendi çocuklarınızdan da veriniz bizlere!»

deyince Müslümanlar buna razı olmayacaklar.  

 

Bunun üzerine Kostantiniye (İstanbul) sahibine gelip

«Araplar bize ihanet ettiler, biz sayıca ve kuvvetçe onlardan fazlayız, müsaade et de savaşalım!»

diyecek,

“kralları, siz ne kadar çok olursanız olun, Arapları yenemezsiniz!”

diyecek.

 

Sonra Roma’yı elde tutan krala baş vuracaklar. O, bunların teklifini kabul edip, seksen sancakla her -sancağın altında on ikibin kişi bulunacak... Şam'ın sahiline deniz ve kara olarak tam manasıyla ellerine geçirecekler. Kudüs'ü tahrip edecekler. Yalnız Dımışk şehriyle Mu’tık'ı alamayacaklar. Dedim ki,

Ey Allah'ın Resulü Müslümanlar tek bir şehire nasıl sığınacaklar?

Nefsim yedi kudretinde olana yemin ederim kî, ana rahmine çocuğun sığdığı gibi oraya gelen herkes bir yer bulup sığınacak.

buyurdu..

«Ya Mu'tık nedir?»

«Humus civarlarında, Şam ülkesinde bir dağın adıdır; Müslümanların kadın ve çocukları oraya tırmanacaklar, erkekleri de O dağın eteğinde bulunan Erît nehrine inip sabah akşam Rumlarla savaşacaklar.

 

Kostantiniye'nin kıralı bunu görünce kara yoluyla Kanserin'e üçyüz bin kişi gönderecek. Öbür yandan kalbleri imanla dolu kırk bin kişi Yemen'den Müslümanların yardımına koşacak. Beyt-i Makdis civarında Rumları mağlûb edip Kanserin denilen yere gelecekler. 

 

Onlarla Mevali maddesi de gelecek.

Mevali maddesi nedir ey Allahın Resulü?

Onlar sizin âzâdlılarınızdır. Onlar sizdendir. Yani Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler:

«Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır. Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin ve karşılıklı sözler tutulsun.»

 

Onlar Mutık’a çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı yazıya inecekler. Müşrikler öbür yandaki (Rakabe) denilen bir simsiyah olan bir nehrin kenarında duracaklar, aralarında savaş olacak;

 

Her iki ordudan, Allah, zaferi kaldıracak; Müslümanlardan üçte biri şehid edilecek, üçte biri kaçacak, üçte biri kalacak. Öldürülenlerin tek şehidi, Bedir şehidlerinden on şehid gibidir; Bedir Şehidlerinden bir tanesi yetmiş kişiye şefaat edecektir...

 

Sonra üçe bölünecekler:

Üçte biri, Rumlara iltihak edip, «Eğer Allah bu din ehlini sevseydi onlara zafer verirdi» diyecek.

Üçte biri: «haydi geçin buradan; Rumlar bize hiç bir şey yapamıyacak, haydi Buduv'e doğru (Arab) yürüyelim. Haydi Irak, Yemen ve Hicaz'a yürüyüp gidelim, oralar da Rumlar yoktur!» diyecekler.

Üçte biri ise şöyle diyecek: «Allah'a Allah'a! asebiyyeyi bırakın! birlik kurun, düşmanlarınızla savaşın! Siz böyle tefrikaya düştükçe düşmanlarınızı asla mağlûb edemezsiniz!»

Bunun üzerine birleşecekler, Ölen Müslüman kardeşlerine kavuşuncaya kadar yani kanlarının son damlasına kadar düşmanla vuruşacaklarına dair and içecekler.

 

Rumlar etraflarındaki Müslümanları ve onların azlığını görünce, iki saf arasında bulunan bir Rum ayağa kalkacak üstünde Salip (Haç) bulunan bir Bend beraberinde olduğu halde şöyle haykıracak: 

«İşte Salip (Haç) galip gelmiştir!»

Öbür yandan Müslümanlardan da bir kişi ayağa kalkıp elinde bend olduğu halde:

«Hayır; asıl galip gelen Allah'ın ensarı ve evliyasıdır!» diye karşılık verecek!

 

Allah, kâfirlerin, «Salip galib gelmiştir!» sözüne gazaplanacak ve meleklerden müteşekkil ikiyüz bin kişilik bir Orduyu Cebrail ile indirecek. Sonra Mikâile: «Sen de Kullarıma yardım et, haydi!» diyecek, Mikâil de ikiyüz bin kişilik bir melek ordusuyle yeryüzüne inecek. Böylece Rumlar aleyhinde Müslümanların safında çarpışacaklar. Rumları mağlûb edecekler, ordularını kahrüperişan edecekler.

 

Muzaffer Müslüman Ordusu artık Rumların toprağına ayak basmış ilerlemeğe başlamıştır. Nihayet (Amur) denilen yere gelecekler. Herkes surlerin üstüne çıkıp «Böyle bir şey görmedik bugüne kadar!» diye bağrışacaklar. Müslümanlardan aman dileyecekler, Cizye karşılığında onlarla anlaşacaklar. Fakat Müslümanlar ülkelerine döndükten sonra yine sözlerini ve ahitlerini bozup, yanlarında bulunan erkek-kadın, büyük-küçük ne kadar müslüman varsa hepsini öldürecekler.

 

Müslümanlar bunu duyunca tekrar onlara hücum edecekler, memleketlerini yerle bir edecekler. Her geldikleri kaleyi üç gün içinde ele geçirecekler.

 

Bir Cuma gecesi müminler küfür diyarını muhasara altına alacaklar. Sabaha kadar hiç uyumadan tekbir, tehlil, tahmidde bulunacaklar. Sabah olunca, Müslümanlar tek bir ağızdan avazları çıktığı kadar tekbir getirerek hücuma geçecekler, ve kalenin duvarları aralanmağa başlıyacak. Rumlar, "şimdiye kadar müslümanlarla çarpışıyorduk, şimdi ise kendi sahibimizle çarpışalım. Şehrimizi yıktı, harab etti." diyecekler, şehirde altın gümüş, ne varsa hepsini yağma edecekler, kadınlara saldıracaklar, hepsini ok yağmuruna tutacaklar...

 

Sonra Allah Kostantiniyeyi (istanbulu) çok sevdiği dostlarının ehline feth edecek.. Onlar'dan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak, Sonra çok geçmeden İsa (aleyhisselam) inecek, Deccâlle savaşacak...»

Bu hadisi çok uzun olarak İmam Suyutî (Cami-i Kebir) inde serd etmiştir.

 

Nablusi. Yuseyr b. Cabir dedi ki:

Kûfe’de kırmızı bir rüzgâr esmişti. Derken:

Yâ Abdullah bin Mesud! Kıyamet saati geldi!

 

Demekten başka bir konuşma ve hali olmayan bir adam çıka geldi. Abdullah b. Mesud dayanmakta iken bu söz üzerine hemen oturdu ve:

“Miras taksim olunmadıkça ve ganimetle sevinilmedikçe kıyamet kopmaz.”

 

dedi. Sonra elini Şam tarafına kaldırarak işaret etti ve:

“Pek çok düşman Müslüman halk ile savaşmak için ordu ve silah toplarlar, Müslümanlar da onlarla savaşmak için ordu ve silah toplarlar.”

 

dedi. Ravi:

Ben Abdullah’a bu sözünle Rumları mı kastediyorsun?

 

diye sordum. Abdullah:

“Evet” dedi. İşte bu savaş sırasında büyük bir saldırma ve ona karşı koyma olur. Şöyle ki: Müslümanlar, ölüm kalım savaşı yapacak ve ancak galip olarak dönecek olan bir fedailer birliği gece oluncaya kadar düşmanla savaşırlar. Neticede düşman ordusu da, İslam ordusu da geri dönerler. İki ordudan hiç biri galip değildir. Halbuki iki tarafın öncü fedaileri yok olup gitmişlerdir. Sonra Müslümanlar yine en önde ölüm kalım savaşı yapacak ve ancak galip olarak geri dönecek olan öncü fedailer birliğini çıkarırlar. Gece oluncaya kadar hepsi savaşırlar. Gece olunca düşman ordusu da, İslam ordusu da geri çekilirler. Her iki tarafın fedai birlikleri yok olduğu halde iki ordudan hiç biri galip değildir. Sonra Müslümanlar yine ölüm kalım savaşı yapacak ve ancak galip olarak geri dönebilecek olan bir öncü fedailer birliği çıkarırlar. Ordular akşam oluncaya kadar savaşırlar. Akşam olunca düşman ordusu da Müslüman ordusu da geri çekilir. Fedailer birliği yok olduğu halde onlardan hiç biri galip değildir. Artık dördüncü gün olduğu zaman Müslümanların tamamı onların üzerine hücuma geçer. Bunun sonucunda Allah düşmanı yenilgiye uğratır. Öyle büyük bir savaş olur ki ya böyle bir savaş olmamıştır veya olmaz denilir. Hatta bir kuş o çarpışan ordu fertlerinin yanlarından uçarda bir türlü onları geride bırakamaz, nihayet ölü olarak yere düşer. Öyle ki bir baba yüz tane olan oğullarının hepsini savaşa yollarda sonunda onlardan bir tek adamdan başka kimsenin kalmadığını görür. Artık sonunda hangi ganimetle sevinilir? Veya hangi miras aralarında bölüşülüp taksim edilir? Onlar bu hal üzere bulundukları bir sırada birden bire bir tellal onların yanına gelir ve: Deccal’in, onların aileleri ve vatanlarında kendilerinin yerine geçtiğini ilan eder. Bunun üzerine İslam orduları önlerindekileri olduğu gibi terk ederler ve kendi vatanlarına doğru yönelirler. On tane süvâriyi öncü olarak ordunun önünde yola çıkarırlar. Rasulullah(sav): “Ben öncü süvârilerin isimlerini, babalarının isimlerini ve atlarının renklerini de kesin olarak bilmekteyim. Onlar o zamandaki yeryüzü üzerinde bulunan süvarilerin en hayırlılarıdır – veya: O zamandaki yer üzerinde bulunan en hayırlı süvarilerdir.” buyurmuştur.”

Müslim, Fiten (18/24-25-Nevevî Şerhi)

 

El Fiten ve' Melahim. Abdullah bin Amr anlatıyor. Resulullah buyurdu ki:

“İbni Hamelu'd-Dâ'n'ın (koyun kuzusu oğlunun) çıkması pek yakındır. Bunu 3 defa tekrar etti.

Ben "Hamelu'd Da'n (koyun kuzusu)da nedir?" diye sordum.

"Anne-Babasından biri şeytan olan bir adamdır ve Rumları yönetir. 500.000'ni kara kuvveti, 500.000'ni deniz kuvveti olmak üzere 1.000 000 kişilik bir ordu ile gelip (Antakya'daki) Amik denilen yerde kamp kurar...

Müslümanlar ise birbirlerinden destek isterler... Sonra bir ay savaşırlar. Ayakkabılarına kadar kana bulanır. O gün Mü'mine, Muhammed 'in ashabı dışında önceki milletlere kıyasla 2 ölçek sevap verilir... Bunun sonucunda İstanbul fethedilir. Müslümanların kumandanları "Bugün ganimet hırsızlığı yoktur" diye ilan eder. Onlar bu şekilde kalkanlarıyla altın ve gümüşleri bölüştürürken birden "Deccâl geride yurtlarınızı işgal etti" diye bir çağrı duyulur. Hemen ellerindeki malları bırakıp Deccâl'ın üzerine yürüyüp onu öldürürler.

Bezzar ve Heysemi Mevkuf olarak rivayet etti

Savaşlar Sırasında Müslümanların Merkezleri

RE 322/10. Melhame-i Kübra gününde Müslümanların merkezi Şam şehrinde Guta denilen yerdedir. O gün Müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır.

Hz. Ebüd-Derdâ RA

RE.351/8. İnsanlar için üç temerküz noktası vardır.

Antakya Amik'inde olan Melhame-i Kübrâ'da toplanma merkezi Şam olur.

Deccal vak'asında merkezleri Kudüs;

Ye'cüc ve Me'cüc hadisesinde Tur-u Sinâ...

Hz. Hüseyin RA

RE.393/10. Müslümanların Melhamede merkezleri Şam,

Deccal’de merkezleri Kudüs ve

Ye'cüc Me'cüc vak'asında merkezleri Tur-u Sinâ'dır.

Hz. Ebû Zahiriyye RA